Ana içeriğe atla

Kalemimin Umudu

Sessizliğin tam da ortasındayım şimdi. Biraz da olsa karanlık. Korkuyorum yavaştan. Ağır ağır eriyeceğim. Güç ama acısız.
 Derken kimsenin umurunda değildim. Bir sağa baktım bir de sola biri kitap okuyor, biri müzik dinliyor, biri uyuyor, biri...
Eminim ki onlarda bunu düşünüyorlardı ki hepsi kendi halindeydi. İşte tam o sırada ben de içimden bu sözleri geçiriyordum. Neden mi? Neden gitmeye bu kadar meraklı mıyım? Bilemedin atılgan, sen başa dön unutkan, hayır hayır alakası yok konuşkan. Hiçbiriniz bilemediniz. Ben gitmeye falan meraklı değilim. Sadece gidenleri gördükçe hayatımdaki sessizliğin giderek arttığını hissettim. Sonra bu sessizlik kalemime dokundu. Başımdan geçen o andaki düşünceleri biraz daha açmaya karar verdim. Kalemim o kadar sessizdi ki kağıda sürtünürken bir yandan onu okşuyor, bir yandan da beni dinliyordu. Sonra ona biraz daha sessiz olmasını söyledim, o da öğretmemi istedi. Anlatmaya başladım "Kendini her şeyden mahrum bırakılmış hisset. Bu mahrumluk seni bir sessizliğin ortasına götürsün. Sonra bütün ışıkları kapatsın. Ve seni bir ateşe sürüklesin. Ateşin alevleri gözükmesin ve ateş çıtırdamasın. Sonra dökülmeye başla." dedim. O da "Sessizliğin tam da ortasındayım şimdi." dedi ve yavaştan erimeye başladı. Tam son raddeye gelecekti ki güneş küçük bir delikten bize güldü. Kalemim Ona umutla baktı ve kendini ona usulca bıraktı.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÖYLESİNE

       "Nasılsın?"      Hayır öylesine geçiştirmelik bir şekilde sormuyorum. Nasıl olduğunu, ne hissettiğini, şu anda hayatında nelerle uğraştığını, nelerin seni zorladığını, nelerinse seni çok mutlu ettiğini merak ediyorum; tüm kalbimle seni kucaklıyor, olduğun gibi kabul ediyor, seni can kulağıyla dinlemek için sabırsızlanıyor ve şu anda benim için ne kadar değerli olduğunu gülen gözlerimle sana bir kez daha hissettiriyorum.      Anlıyorum, bu sana artık oldukça yabancı geliyor. Belki de komik buluyorsun. Ama inan bana buradan bakarsan eğer, gün boyunca sana sorulan "nasılsın"lar ve senin verdiğin karşılık olan iki i'li "iyii, sen?"ler o kadar samimiyetsiz, o kadar sıradan ve bir o kadar vahim duruyor ki... Anlıyorum, hayat seni yoruyor. Yalnızca kendine odaklanmak istiyorsun. Bu hayatın yükünü bir tek sen taşıyorsun. Sen en iyisisin, mükemmel olan sensin. Etrafındaki her şeyi de seni bir adım ileri taşıyan basamaklar olarak görüyorsun...

Birden Anlayamazsın...

Bazen susarsın kelimeler düğümlenir çıkamazlar dışarı. Bazen bakarsın gözyaşları kurur ağlayamazsın. Ve bazen bir an gelir karşısında durur öylece bakakalırsın, sarılasın gelir içinden kolun gitmez birden. O da aynı şeyi hissediyordur aslında ama sen bunun farkına varamazsın. O da senin farkına varmaz. Ve bu bir saniyelik hisler bitiriverir yılları. O zaman iki şey kalır yapacak. Ya kafanı çevirir gidersin. Ya da kollarını zorlayarak kenetlersin onun boynuna…

Sadece

Geçen yolda yürürken karşı kaldırımda biri düştü. Yanından geçen insanlar o kadar umursamazlardı ki sanki çok normal bir şeymiş gibi adamın yanından geçtiler. Ben karşı kaldırımda olduğum için bir şey yapamadım. Adam şöyle bir kendine geldi, elleriyle yere sımsıkı tutundu ve kalktı. Dizi kanıyordu, pantolonunda kan lekesi oluşmuştu. Sendeleyerek yürüdü tekrar düşecekti ki irkildi birden. Kravatını gevşetti, başı dönüyor gibiydi, önümüzden bir sürü araba geçiyordu, yanımızdan bir sürü insan ama hiç biri adama yardım etmiyordu. Adam yere serildi, insanlar adamın üstüne basmadan yanından geçiyorlardı. Sanki cansız bir varlık gibiydi. Arabalardan dolayı karşıya geçemedim, baktım, görüyordum ama bir şey yapamıyordum, dualar ediyordum ayağa kalksın diye biri ona yardım etsin diye dualar ediyordum. Tekrar arabalar seyrekleşti ve bu sefer burnu da kanıyordu ama o hayatta kalmakta direniyordu. Yine kalkmıştı ayağa, sendeleye sendeleye yürümeye devam ediyordu. İnsanlar ona sadece bakıyordu. Ben ...