Ana içeriğe atla

Yüzsem, Uçsam, Süzülsem...

 Balık olmak istiyorum; engin denizlerde var gücümle yüzmek, kuş olmak istiyorum; bulutların taa tepesine çıkmak ve özgürce süzüle süzüle uçmak istiyorum tıpkı "Martı Jonathan Livingston" gibi. Kimseler bana karışmasın, ben bildiğimi okuyayım, aynı zamanda ben de kimseye karışmayayım, ben sadece yüzgeçlerimi çalıştırayım ve ben sadece kanatlarımı açayım.
 Hayal edeyim sonsuzluğu, sonsuza giden yolda hiçbir engele takılmadan kafama göre atlayıp, zıplayım. Balıkken yunuslarla yarışayım çok büyükmüşüm gibi, hiç takmadan. Kuşken de leyleklere taş çıkarayım. Başkalarının yavrularına yem götüreyim. "Teşekkürler" demelerine kalmadan gideyim. "Acelen ne?" diye sorduklarında "Daha gidecek çok yolum var." diyeyim.
 Kimseye bağlı kalmadan, tek başıma "Yolun sonununda" neler olacağını düşünsem. Yalnızca ben,ben,ben...
Sonra başladığım yere geri dönsem ve "Yolun sonu aslında başlangıçmış." desem büyük bir hayretle. Kaldığım yerden devam edecekken yine başlasam dönüp dolaşmaya. Bu sefer daha tecrübeli olsam. Korkusuz, hür... yine dolaşsam, yine bulamasam sonsuzluğu. Ve her seferinde sonun başlangıç olduğunu yine aynı hayretle karşılasam.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÖYLESİNE

       "Nasılsın?"      Hayır öylesine geçiştirmelik bir şekilde sormuyorum. Nasıl olduğunu, ne hissettiğini, şu anda hayatında nelerle uğraştığını, nelerin seni zorladığını, nelerinse seni çok mutlu ettiğini merak ediyorum; tüm kalbimle seni kucaklıyor, olduğun gibi kabul ediyor, seni can kulağıyla dinlemek için sabırsızlanıyor ve şu anda benim için ne kadar değerli olduğunu gülen gözlerimle sana bir kez daha hissettiriyorum.      Anlıyorum, bu sana artık oldukça yabancı geliyor. Belki de komik buluyorsun. Ama inan bana buradan bakarsan eğer, gün boyunca sana sorulan "nasılsın"lar ve senin verdiğin karşılık olan iki i'li "iyii, sen?"ler o kadar samimiyetsiz, o kadar sıradan ve bir o kadar vahim duruyor ki... Anlıyorum, hayat seni yoruyor. Yalnızca kendine odaklanmak istiyorsun. Bu hayatın yükünü bir tek sen taşıyorsun. Sen en iyisisin, mükemmel olan sensin. Etrafındaki her şeyi de seni bir adım ileri taşıyan basamaklar olarak görüyorsun...

Birden Anlayamazsın...

Bazen susarsın kelimeler düğümlenir çıkamazlar dışarı. Bazen bakarsın gözyaşları kurur ağlayamazsın. Ve bazen bir an gelir karşısında durur öylece bakakalırsın, sarılasın gelir içinden kolun gitmez birden. O da aynı şeyi hissediyordur aslında ama sen bunun farkına varamazsın. O da senin farkına varmaz. Ve bu bir saniyelik hisler bitiriverir yılları. O zaman iki şey kalır yapacak. Ya kafanı çevirir gidersin. Ya da kollarını zorlayarak kenetlersin onun boynuna…

Sadece

Geçen yolda yürürken karşı kaldırımda biri düştü. Yanından geçen insanlar o kadar umursamazlardı ki sanki çok normal bir şeymiş gibi adamın yanından geçtiler. Ben karşı kaldırımda olduğum için bir şey yapamadım. Adam şöyle bir kendine geldi, elleriyle yere sımsıkı tutundu ve kalktı. Dizi kanıyordu, pantolonunda kan lekesi oluşmuştu. Sendeleyerek yürüdü tekrar düşecekti ki irkildi birden. Kravatını gevşetti, başı dönüyor gibiydi, önümüzden bir sürü araba geçiyordu, yanımızdan bir sürü insan ama hiç biri adama yardım etmiyordu. Adam yere serildi, insanlar adamın üstüne basmadan yanından geçiyorlardı. Sanki cansız bir varlık gibiydi. Arabalardan dolayı karşıya geçemedim, baktım, görüyordum ama bir şey yapamıyordum, dualar ediyordum ayağa kalksın diye biri ona yardım etsin diye dualar ediyordum. Tekrar arabalar seyrekleşti ve bu sefer burnu da kanıyordu ama o hayatta kalmakta direniyordu. Yine kalkmıştı ayağa, sendeleye sendeleye yürümeye devam ediyordu. İnsanlar ona sadece bakıyordu. Ben ...