Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Martı "Ne Yapıyor?"

Bir martı süzülüyor gözlerimden, Vapurda yalnız, yalnız seni düşünürken. Ama önemli olan şey bu değil, Önemli olan martı. Martı vapurun etrafında, Martı gözümün önünde, Martı sadece bir martı; Beyaz ipekten gövdesiyle, Martı gözümün önünde, Martı vapurun etrafında. Neden vapurun etrafında? Ne arıyor? Martı ne yapıyor gözümün önünde? Vapurdan iniyorum, Bir martı ayağımın dibinde, Yolda yalnız, yalnız seni düşünürken, Ama önemli olan şey bu değil, Önemli olan martı. Martı yerde, Martı iskelenin demirlerinde, Martı sadece bir martı; Sarı ayaklarıyla, Martı yerde, Martı iskelenin demirlerinde. Neden yerde? Ne arıyor? Martı ne yapıyor ayağımın dibinde? Karnını doyurmak, Küçücük karnını doyurmak, Bu kadar zor mu? Ben mi sebep oldum? Ben mi zehirledim balığını? Kim yaptı martı? Kim yaptı bu zalimliği?

Siyaset Kırıklığı

  Hey arkadaş nereye? Gitmedik buradayız daha. Öyle kolay yazılmıyor. Güzel şeyler söylemek istiyorum  ama pek güzel şeyler yaşayamıyoruz artık. Ben küçükken iyi bir şehirde, iyi bir ÜLKEDE, iyi bir dünyada yaşadığımı zannederdim. Ne yazık şimdi keşke o zamana gidebilsem de o masum küçük çocuğa " Fazla iyi düşünüyorsun.. Hayal kurma ileride kurduğun hayalleri yedirirler sana." diyebilsem. Küçükken haberlerde çıkan siyaset adamlarına boş bakardım. "Ne diyor bunlar?" diye. Tahmin etmezdim kurduğum hayalleri onların bozabileceğini. Küçükken herkes doktor, öğretmen olmak ister ya hani ben de her çocuk gibi isterdim. Ama çok yakın zamanda kimsenin uyanamadığı olayları gördükten sonra meslek hayallerim genişledi.   Küçükken her insanın aynı olduğunu düşünürdüm. Ne yazık yine yanılmış o küçük kız. Her insan aynı değilmiş işte. Aynı olan insanları da ayırıyormuş bu ÜLKE. İnsanlara gösteriş olsun diye dini görevlerini özgürce yapabileceklerini söyleyip bir yerlerden ...

Koca Yürekli Adam

 Kara Ersin diyorlarmış; dedem olur kendisi, annemin tonton babası. Ben onu hiç görmedim. Anlatılanlara göre dedemi Sefaköy' de tanımayan yokmuş, küçücük bahçesinde yetiştirdiği kıvırcıklarla ve daha fazlasıyla tüm Sefaköy' de herkesi doyururmuş. Çok yufka yürekliymiş, saygılıymış, hoşgörülüymüş... Sinirlenince de bir o kadar kızgın olurmuş dedem. Anneanneme "hatun" dermiş. "Hatun yemeği ben hazırlayayım bugün de." Becerikliymiş de elinden her iş gelirmiş. Kara Ersin tır şoförüymüş; yola gider gelir ailesini geçindirirmiş.  Ben onu hiç duymadım. Anlatılanlara göre dedem komik birisiymiş. Kendine has sözleri olsun, şakaları olsun büyükten küçüğe herkesi güldürürmüş. Anneannem bazen onun sözlerini söyler de aklıma gece yatınca gelir gülmeye başlarım kendi kendime.  Bir gün o haber gelmiş ve o Sefaköy yıkılmış. Sefaköy'ün koca yürekli Kara Ersin'i yarı yolda bırakıvermiş onları.  Şimdi biri bizden birini tanıyamayınca hemen şöyle deriz " Kara Er...

Örnek İnsan: BABA

Dünyaya geldiğim ilk gündü. Gözümü açtığım gibi beni ayakta bekleyen birinin kucağına vermişlerdi. Şaşırmış bir suratı vardı, gülse mi ağlasa mı bilemiyor gibiydi. Sonra güldü hem de çok güldü. Kucağından almaya geldiklerinde bir hışımla kendine çekti beni. "N'oluyor yaa" diye şöyle bir bakış atmıştım ona. " Hadi şimdi git sonra gelmemezlik yok ama" demişti. Annemin yanında dururken gözlerim etrafı kolaçan ediyordu. Yine o adamı gördüm. Elinde bir şey vardı ve konuşuyordu " Evet geldi evet evet..." sonra "b" ile başlayan bir şey söyledi ve o kelimeyi ona her zaman söyledim. "Baba oldum" demişti. Evet babam olmuştu ben de onun prensesi olmuştum. Günler geçtikçe büyüyordum. Bir yanımda annem bir yanımda babam beni en iyi şekilde büyütmeye çalışıyorlardı. Annem yorulunca babam veriyordu uçak kaşığı ağzıma. Annem uyuyunca babam ninni söylemeye çalışıyordu ama annem dayanamayıp öyle değil böyle deyip alıyordu kucağına beni. Babam hiç b...

Keşke

 Yine o pencereden bakıyordu, gözleri buğulu yine o çöplüğe benzeyen bahçeye bakıyordu. Dudaklarının kıpırtısından söylediği "Keşkeler"çok net anlaşılıyordu. "Keşke..." diyor ve ağlamaya başlıyordu. Sonra birden duraksadı çünkü bir çocuğun ona pencere önünden baktığını ve heceleye heceleye "Keş-ke keşke bu bah-çe-ye bahçeye i-yi iyi bak-say-dım baksaydım."  Adam durunca çocuk: - Neden durdunuz? Ağzınızı okuyabiliyordum, dedi.  Sesi camın arkasından ne kadar boğuk gelse de adam anlamıştı ve: - Haydi oradan. Çık penceremden, diye çocuğa çıkıştı. -Neden iyi bakmadınız? Keşke demeyin. - Senin evin yok mu? Git işine. -Ne olur? Açın kapınızı.  Uzun bir sessizliğin ardından kapının gıcırtısı duyuldu: -Buraya gel çocuk. Nedir senin derdin? -Benim bir derdim yok. Keşke demekten nefret ederim. Sizi de görünce... -Ne işin vardı burada? -Şey... Ben bakınız tam şuracıkta bir şey gördüm. Bir bisiklet zili. -İzin aldın mı? -Tam alacakken sizi gördüm. -Alab...

Birden Anlayamazsın...

Bazen susarsın kelimeler düğümlenir çıkamazlar dışarı. Bazen bakarsın gözyaşları kurur ağlayamazsın. Ve bazen bir an gelir karşısında durur öylece bakakalırsın, sarılasın gelir içinden kolun gitmez birden. O da aynı şeyi hissediyordur aslında ama sen bunun farkına varamazsın. O da senin farkına varmaz. Ve bu bir saniyelik hisler bitiriverir yılları. O zaman iki şey kalır yapacak. Ya kafanı çevirir gidersin. Ya da kollarını zorlayarak kenetlersin onun boynuna…

Bağ

  Oturun! Elinizi karın bölgenizde gezdirin! Bir çukur hissedeceksiniz. Göbek olduğunu ben de biliyorum. Hala hissetmediniz mi? Tişörtünüzü kaldırıp karnınıza bakın öyleyse. Evet göbeğiniz. Hayır hayır yanlış anlamayın; size şişman demeye çalışmıyorum. Sadece o çukurun ne anlam ifade ettiğini anlatmak istiyorum.   Göbeğiniz annenizle olan ilk bağınızın koptuğunu gösteren bir izdir aslında. Göbek bağı, evet. Dokuz aylık yolculuğunuz bitinceye kadar annenizle tek bağınız olan göbek bağı sayesinde besleniyorsunuz. Sonra birden kesi veriyorlar bu bağı. Şaşıp kalıyorsunuz " Ne yani şimdi nasıl besleneceğim." diyorsunuz.   Tam bu sırada bir yüzle karşılaşıyorsunuz ve onun sıcacık kollarında yeni besin kaynağınızı buluyorsunuz. Belli bir yaşa kadar bu sütle besleniyorsunuz ve bu sütü sizden başkası içemiyor. Biri gelip de " Ben içeyim ben içeyim" deyince o tatlı kadın " Hayır o kızımın/ oğlumun sütü" diyor. Siz de büyük bir böbürlenmeyle yapışı veriyorsunuz s...

Yüzsem, Uçsam, Süzülsem...

 Balık olmak istiyorum; engin denizlerde var gücümle yüzmek, kuş olmak istiyorum; bulutların taa tepesine çıkmak ve özgürce süzüle süzüle uçmak istiyorum tıpkı "Martı Jonathan Livingston" gibi. Kimseler bana karışmasın, ben bildiğimi okuyayım, aynı zamanda ben de kimseye karışmayayım, ben sadece yüzgeçlerimi çalıştırayım ve ben sadece kanatlarımı açayım.  Hayal edeyim sonsuzluğu, sonsuza giden yolda hiçbir engele takılmadan kafama göre atlayıp, zıplayım. Balıkken yunuslarla yarışayım çok büyükmüşüm gibi, hiç takmadan. Kuşken de leyleklere taş çıkarayım. Başkalarının yavrularına yem götüreyim. "Teşekkürler" demelerine kalmadan gideyim. "Acelen ne?" diye sorduklarında "Daha gidecek çok yolum var." diyeyim.  Kimseye bağlı kalmadan, tek başıma "Yolun sonununda" neler olacağını düşünsem. Yalnızca ben,ben,ben... Sonra başladığım yere geri dönsem ve "Yolun sonu aslında başlangıçmış." desem büyük bir hayretle. Kaldığım yerden devam...

Kalemimin Umudu

Sessizliğin tam da ortasındayım şimdi. Biraz da olsa karanlık. Korkuyorum yavaştan. Ağır ağır eriyeceğim. Güç ama acısız.  Derken kimsenin umurunda değildim. Bir sağa baktım bir de sola biri kitap okuyor, biri müzik dinliyor, biri uyuyor, biri... Eminim ki onlarda bunu düşünüyorlardı ki hepsi kendi halindeydi. İşte tam o sırada ben de içimden bu sözleri geçiriyordum. Neden mi? Neden gitmeye bu kadar meraklı mıyım? Bilemedin atılgan, sen başa dön unutkan, hayır hayır alakası yok konuşkan. Hiçbiriniz bilemediniz. Ben gitmeye falan meraklı değilim. Sadece gidenleri gördükçe hayatımdaki sessizliğin giderek arttığını hissettim. Sonra bu sessizlik kalemime dokundu. Başımdan geçen o andaki düşünceleri biraz daha açmaya karar verdim. Kalemim o kadar sessizdi ki kağıda sürtünürken bir yandan onu okşuyor, bir yandan da beni dinliyordu. Sonra ona biraz daha sessiz olmasını söyledim, o da öğretmemi istedi. Anlatmaya başladım "Kendini her şeyden mahrum bırakılmış hisset. Bu mahrumluk seni bi...

Sadece

Geçen yolda yürürken karşı kaldırımda biri düştü. Yanından geçen insanlar o kadar umursamazlardı ki sanki çok normal bir şeymiş gibi adamın yanından geçtiler. Ben karşı kaldırımda olduğum için bir şey yapamadım. Adam şöyle bir kendine geldi, elleriyle yere sımsıkı tutundu ve kalktı. Dizi kanıyordu, pantolonunda kan lekesi oluşmuştu. Sendeleyerek yürüdü tekrar düşecekti ki irkildi birden. Kravatını gevşetti, başı dönüyor gibiydi, önümüzden bir sürü araba geçiyordu, yanımızdan bir sürü insan ama hiç biri adama yardım etmiyordu. Adam yere serildi, insanlar adamın üstüne basmadan yanından geçiyorlardı. Sanki cansız bir varlık gibiydi. Arabalardan dolayı karşıya geçemedim, baktım, görüyordum ama bir şey yapamıyordum, dualar ediyordum ayağa kalksın diye biri ona yardım etsin diye dualar ediyordum. Tekrar arabalar seyrekleşti ve bu sefer burnu da kanıyordu ama o hayatta kalmakta direniyordu. Yine kalkmıştı ayağa, sendeleye sendeleye yürümeye devam ediyordu. İnsanlar ona sadece bakıyordu. Ben ...

Lay Lay Lom

 Bizler her birimiz bir bireyiz. Öyle değil mi? Bizi diğer canlılardan ayıran tek şey akıl. Öyle değil mi? Eğer evet öyle diyorsanız; her birimizin çevresindeki iyi kötü insanların, etkenlerin olabileceğine de katılıyorsunuzdur.  Ben şunu söylemek istiyorum ki bizler gururumuza dokunan şeylere katlanamıyoruz. O zaman öyle bir an oluyor ki bizi diğer canlılardan ayıran aklımızı bile kullanamıyoruz. Kimimiz çok kızıyor ve kavga etmeye kalkışıyor, kimimiz yalnız kalmaya çalışıyor ama çalıştıkça üzüntüden kendini harap ediyor, kimi ise lafı öyle bir yapıştırıyor ki gururunu kırmaya çalışan değil diğerleri bile bu lafı üzerine alınıyor.  Ben diyorum ki bu gibi davranışlara boyun eğmeyelim elbet ki ama sesimizi çıkaracaksak da karşımızdakini düşünerek çıkaralım. Mesela gururuna dokunacak bir şey söylendiğinde ne kız, ne söv, ne de üzül. Bunları birleştirmeye çalış. Hepsini birden yapma. Sadece ve sadece düşünerek konuş. Konuşmayacaksan da kulaklarını tıka ve “Lay lay lom”...