Bazen susarsın kelimeler düğümlenir çıkamazlar dışarı. Bazen
bakarsın gözyaşları kurur ağlayamazsın. Ve bazen bir an gelir karşısında durur
öylece bakakalırsın, sarılasın gelir içinden kolun gitmez birden. O da aynı
şeyi hissediyordur aslında ama sen bunun farkına varamazsın. O da senin farkına
varmaz. Ve bu bir saniyelik hisler bitiriverir yılları. O zaman iki şey kalır
yapacak. Ya kafanı çevirir gidersin. Ya da kollarını zorlayarak kenetlersin
onun boynuna…
"Nasılsın?" Hayır öylesine geçiştirmelik bir şekilde sormuyorum. Nasıl olduğunu, ne hissettiğini, şu anda hayatında nelerle uğraştığını, nelerin seni zorladığını, nelerinse seni çok mutlu ettiğini merak ediyorum; tüm kalbimle seni kucaklıyor, olduğun gibi kabul ediyor, seni can kulağıyla dinlemek için sabırsızlanıyor ve şu anda benim için ne kadar değerli olduğunu gülen gözlerimle sana bir kez daha hissettiriyorum. Anlıyorum, bu sana artık oldukça yabancı geliyor. Belki de komik buluyorsun. Ama inan bana buradan bakarsan eğer, gün boyunca sana sorulan "nasılsın"lar ve senin verdiğin karşılık olan iki i'li "iyii, sen?"ler o kadar samimiyetsiz, o kadar sıradan ve bir o kadar vahim duruyor ki... Anlıyorum, hayat seni yoruyor. Yalnızca kendine odaklanmak istiyorsun. Bu hayatın yükünü bir tek sen taşıyorsun. Sen en iyisisin, mükemmel olan sensin. Etrafındaki her şeyi de seni bir adım ileri taşıyan basamaklar olarak görüyorsun...
Yorumlar
Yorum Gönder