"Nasılsın?"
Hayır öylesine geçiştirmelik bir şekilde sormuyorum. Nasıl olduğunu, ne hissettiğini, şu anda hayatında nelerle uğraştığını, nelerin seni zorladığını, nelerinse seni çok mutlu ettiğini merak ediyorum; tüm kalbimle seni kucaklıyor, olduğun gibi kabul ediyor, seni can kulağıyla dinlemek için sabırsızlanıyor ve şu anda benim için ne kadar değerli olduğunu gülen gözlerimle sana bir kez daha hissettiriyorum.
Anlıyorum, bu sana artık oldukça yabancı geliyor. Belki de komik buluyorsun. Ama inan bana buradan bakarsan eğer, gün boyunca sana sorulan "nasılsın"lar ve senin verdiğin karşılık olan iki i'li "iyii, sen?"ler o kadar samimiyetsiz, o kadar sıradan ve bir o kadar vahim duruyor ki... Anlıyorum, hayat seni yoruyor. Yalnızca kendine odaklanmak istiyorsun. Bu hayatın yükünü bir tek sen taşıyorsun. Sen en iyisisin, mükemmel olan sensin. Etrafındaki her şeyi de seni bir adım ileri taşıyan basamaklar olarak görüyorsun. O nedenle de kırık dökük, pislenmiş, uzun kısa demeden en ufak bir olumsuzlukta basamağı tamirlemek yerine üzerine basarak ikişer üçer adımla yukarı çıkıyorsun. Ama bir şeyin farkında değilsin! Tamir etmediğin, yerine yenisini koymadığın ve üstelik sen yukarıdayken içten içe de merak ettiğin belki de senin kırdığın, belki de kendiliğinden eskimiş o basamaklar hâlâ orada.
Ne zannediyorsun? Tüm bu dengesizliğinle sarstığın onca basamak, her düşüşünde orada seni bekleyecek mi? Sanmam! Hatırla! Sen ki o basamakları sağlamlaştırmadın. "Nasıl olsa atladım!", diyerek devam ettin. Mazallah bir deprem anında yıkılırlar, diye bir düşünce bile geçmedi içinden. Hadi şimdi fark ettin, diyelim. Ne olacak? Dur sen yorulma, ben sana söyleyeyim. Önce basamaklarını kontrol edeceksin, hâlen oradalar mı diye. Bir su dökeceksin belki tozları, çöpleri gitsin diye. Belki bir halıyla kapatacaksın üstlerini. Sonra elinde megafonunla "Nasıl, keyifler yerinde mi? Çıkıyorum ben..." diyeceksin gülen suratlı maskenle.
Şimdi ben tekrar soruyorum sana "Nasılsın?"
Yorumlar
Yorum Gönder