Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ÖYLESİNE

En son yayınlar

Komedi

Çıkar İlişkileri Çağı      Yani denk gele gele bu çağa denk geldik a dostlar! Hani bir de iletişimsizlik sorunuyla boğuşurken üstüne bu da eklenince tadından yenmiyor biliyor musunuz?       Cebini doldurmak isteyen mi dersiniz, gününü gün etmek isteyen mi dersiniz, şu köprüyü geçeyim sonrasına bakarız diyen mi dersiniz bilemeyeceğim. Ben düşündükçe çılgına dönüyorum sonra da belki de kolaya kaçarcasına soyutlayıveriyorum her şeyden herkesten kendimi. Aksi halde akıl sağlığımı bozmaktansa böylesi çok daha sağlıklı oluyor; her ne kadar başka yönlerden olumsuz etkileri olsa da.  Şöyle bir meydanın tam orta yerinde avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum: Yeteeeeeeeer, diye. Sonra belki ağlarım tüm dolmuşluğumla ve tüm yaşanmışlıklarımla.      Ağzımı bozmayı hiç istemem ama herkes de birbirini .... istiyormuş gibi değil mi sizce de? (Birbirini olmasa da gelmiş geçmiş hallediliyor orası ayrı bir mesele tabi.)  Tüm ilişkilerinizi can...

Teşhircilik

          Teşhircilik mi değersizlik mi? Şöyle bir bakın isterseniz etrafınıza. Haydi, rica ediyorum telefonlarınız da hazır elinizdeyken kaydırın bakalım ekranları. Var olma, "ben buradayım işte görün" çabasını görün. Yeni kıyafetler, yeni yemek tarifleri, keşfedilecek restoranlar, tebrik bekleyen evlilikler, hoşgeldin denecek bebekler, hayırlanacak mezuniyetler, kutsanacak ibadetler, geçmiş olsun denecek hastalıklar ve daha nicesi...           Gördünüz değil mi? Nasıl da sıradanlaşıyor ve aynılaşıyor var olma çabası insanoğlunun. İşin komik tarafı da hepsi kendini biricik zannediyor. Bir diğer komik taraf da ne biliyor musunuz? Eğer bu akışta yer almıyorsanız; unutulmaya ve değer görmemeye mahkûm ediliyorsunuz. T           eknoliji çağında yaşıyoruz. İstesek birbirimizin şeceresine tek bir tıkla ulaşacak imkânlara sahibiz. İşte sorun da burada başlıyor, diye düşünüyorum. Kolaylık değersizliği de ...

Döngü

Su içmek için ayağa kalkmaya üşenir mi insan?  Peki kolundaki yaraya merhem sürmeye... Doğru, bırak koldaki yarayı kalpteki yaraya yoksa çare Bilir ki suyu da merhemi de aynı zehir Uyumaktan korkar mı insan? Gözünden akan yaşlar kulağına akarken O iğrenç hisse sinirlenerek bir de bunun için ağlarken Yastığına bastırırken bulur kendisini duyulmasın diye çığlıkları Gecenin bir yarısı kalır odasında bir başına Gündüz cevaplayamadığı onca soru dikilirken karşısına  Düşünür hani; neydi, ne olacak Kimdi, kim olacak... Sonra başlar sorgulamaya bunca düşmana karşı çare bulamazken İşte o an belirir en güçlü düşmanı olan kendisi karşısında Sonra saate bakar Kurtulur en sonunda bir uyur bir uyanık kıvranırken kırıştırdığı çarşaflardan Sorar en yakın düşmanına aynada Üşenir mi insan yaşamaya?

Telaşe

     Televizyon önünde yer sofrası, defalarca izlediğimiz dizi tekrar başlamış! Soluksuz koyulmuşum izlemeye, bir yandan annemin gizli tarifi kahvaltılık ekmekleri yerken. Yer sofrası keyif için konmuş belli! Bu demek oluyor ki kahvaltı sonrası kışlık barbunya ya da bezelye ayıklanacak. Bedava keyif yok. Çay termosa bile konmuş olabilir galiba anneanmem de yardıma gelecek; iki kişi ayıklama görevini üstlenirken diğeri poşetlemeye koyulacak. Televizyon eski moda mobilyaların üstünde komik durması bir yana o kadar yüksekte ki boynumuzun ağrıyor olması keyfimize engel değil. Balkon kapısı kahvaltı keyfinin ardından kapanıyor ve kışlık hazırlama işine koyulmadan yine bir motivasyon kaynağı olan klima açılıyor itinayla. Her şey tamam; işe başlayabiliriz. Çürük çarık üst üste çıkınca pazarcının kulakları kopana kadar çınlatılıyor. "P...k" fiyatı da indirmemiş çünkü. Neyse öyle böyle derken poşet poşet barbunya ya da bezelye dondurucuya girmek için hazırlanıyor. "Eskiden ne uğr...

Ne eksik?

 Yine olmadı işte. Kendime verdiğim sözleri tutamazken başkasına nasıl söz vereceğim. Bir şey var hissediyorum. Öyle bir şey ki nefes alırken bile bana engel olan... Öyle bir şey ki durup dururken içimi kurcalayan... Ben o şeyi nasıl alt edeceğimi hiç mi hiç bilmiyorum. Onunla yaşamayı mı öğrenmem gerekiyor? Onu kabullenirsem belki beni rahat bırakır. Kim bilir belki de tek yapmam gereken budur. Ama olmuyor. Bir insan hem bir şey yapmak isteyip hem de aynı şeyi yapmamak için nasıl çaba sarf eder?  Söz vermiştim. Büyüdüm demiştim. Aslında değişen sadece yaşımmış. Anladığım tek şey artık büyümek istemediğim. Çünkü kafamın içinde sürekli konuşan bir ses var ve bu ses bana sürekli büyüyünce ne olacağını soruyor. "Bilmiyoruuuuuuuum!!!!!!" diye uzun uzun avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum. Ama beni duymayacağını biliyorum. Çünkü o da tıpkı diğer her şey ve herkes gibi beni yoksayıyor.  Ben buradayım; paylaşmak istediğim fikirlerim var benim. Anlatmak istediğim anılarım da....

Tekrardan Merhaba

Çok uzun zaman oldu. Biraz büyümüş olabilirim ama hâlâ bir şansım olduğunu düşünüyorum. Yıllar önce küçük bir yazı yazmıştım; kalemim bana küstü diye. Bu seferki ayrılık oldukça uzundu ama kalbini geri kazanmanın çaresini geri dönmekle bulduğumu düşünüyorum. Biliyorum hatırlatmanıza gerek yok, teknolojiyi oldukça geriden takip ediyorum; blogların tarih olduğunu da biliyorum. Bu arada siz de hiç değişmemişsiniz; önceden de araya girmeyi pek severdiniz. Neyse ne diyordum? Kalemime söz verdim gibi sayalım ve bu yolculuğu uzatabildiğimiz kadar uzatalım diyorum. Çünkü ben sizleri her ne kadar değişmemiş olsanız da çok ama çok özledim. Şimdiden söyleyeyim başlarda teknik bazı sıkıntılar olacak, bir yazıyı birden fazla kez paylaşmak, pespembe temadan kurtulamamak gibi pek çok kargaşaya şahit olacaksınız. Ancak biliyorum ki sizler oldukça hoşgörülü davranıp bu uzun yolculukta gerek arabanın biten deposunu dolduracaksınız - ki kesinlikle mecaz anlamda söylüyorum - gerekse kirlenen ön camı temiz...