Ana içeriğe atla

Keşke

 Yine o pencereden bakıyordu, gözleri buğulu yine o çöplüğe benzeyen bahçeye bakıyordu. Dudaklarının kıpırtısından söylediği "Keşkeler"çok net anlaşılıyordu. "Keşke..." diyor ve ağlamaya başlıyordu. Sonra birden duraksadı çünkü bir çocuğun ona pencere önünden baktığını ve heceleye heceleye "Keş-ke keşke bu bah-çe-ye bahçeye i-yi iyi bak-say-dım baksaydım."
 Adam durunca çocuk:
- Neden durdunuz? Ağzınızı okuyabiliyordum, dedi.
 Sesi camın arkasından ne kadar boğuk gelse de adam anlamıştı ve:
- Haydi oradan. Çık penceremden, diye çocuğa çıkıştı.
-Neden iyi bakmadınız? Keşke demeyin.
- Senin evin yok mu? Git işine.
-Ne olur? Açın kapınızı.
 Uzun bir sessizliğin ardından kapının gıcırtısı duyuldu:
-Buraya gel çocuk. Nedir senin derdin?
-Benim bir derdim yok. Keşke demekten nefret ederim. Sizi de görünce...
-Ne işin vardı burada?
-Şey... Ben bakınız tam şuracıkta bir şey gördüm. Bir bisiklet zili.
-İzin aldın mı?
-Tam alacakken sizi gördüm.
-Alabilirsin. Şimdi git. Bir daha da başkalarının ağzını okuma.
-Neden keşke diyorsunuz?
- Ah be çocuk! İşin yok mu senin?
-Hayır, diye başını iki yana salladı.
-Pekala. Büyükler bazen keşke derler çocuk.
-Demezler. Eğer hala yaşıyor ve yapabilecekleri bir şey varsa demezler.
-Nasıl yani?
-Bakın! Bu bahçe çöplük gibi. Siz de bundan şikayetçisiniz. Yaşıyorsunuz ama bir şey yapmıyorsunuz.
 Adam biraz sinirli, biraz da hak vererek:
-Yapamam çünkü... Bir dakika ne yapabilirim?
-Burayı temizleyerek işe koyulabilirsiniz.
-Bu benim işim değildi.
-Kimindi?
-Karımın. Karım beni terk edince umudum yitirdim.Keşke demekten başka bir şey bulamadım. Her şeye dedim. Keşke dünya bu kadar kötülükle dolu olmasaydı mesela.
-Orası doğru. Ama siz iyilik yapın.
-Benle mi olacak sanki? Mesela şu bahçeye karım gibi iyi bakabilseydim.
-Elbette sizle başlayacak her şey. Ayrıca karınız ne yapıyorsa siz de yapabilirsiniz.
-Ah! Ne yapıyorum ben? dedi kızarak.
-Ne yapıyorsunuz? umutsuzca bakıyorsunuz. Evet haklısınız. Keşke insanlar bu kadar kötü olmasaydı. Keşke keşkelerimizi bir kenara bırakıp onlara bir ışık yakabilseydik. Keşke sizin gibi büyüklerimiz keşkeleriyle bizlere örnek olmasaydı. Keşke anne ve babalar ayrılmasaydı. Keşke çocuklar hiç büyümeseydi o zaman büyükler olmazdı ve sürekli keşke demezlerdi. İçim sıkılıyor amcacığım. Ben bile bunları görebiliyorken siz büyükler bunları göremiyorsunuz. Bakın gördünüz değil mi? Ne kadar çok keşkem varmış. Ama işte ben onlara bir çözüm buldum. Her keşke diyen insana kızıyorum. Onları uyarıyorum. Gördünüz mü? Sokağımdan başlamıştım şimdiyse mahallemi geziyorum. Evet belki ağız okumak kötü ama ben keşkeler işte böyle çözüm buluyorum.
 Adam göğsünden bir bıçak geçmişçesine iki büklüm olmuştu. "Keşke demeseydim" diyecekti ki:
-Haklısın çocuk. Özür dilerim, dedi.
-Tebrikler. Keşkelerin birinci basamağını özür dilemekle çıktınız. Şimdi lütfen bahçenizi temizleyin. İyi günler, dedi.
 Ertesi gün çocuk bisikletine bisiklet zilini takmış adamın evinin önüne geldi. Adamı bahçesini temizlemiş, çiçeklerini ekmiş, masasında kitabını okuyor ve çayını yudumluyorken buldu. Ve zilini çala çala oradan uzaklaştı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÖYLESİNE

       "Nasılsın?"      Hayır öylesine geçiştirmelik bir şekilde sormuyorum. Nasıl olduğunu, ne hissettiğini, şu anda hayatında nelerle uğraştığını, nelerin seni zorladığını, nelerinse seni çok mutlu ettiğini merak ediyorum; tüm kalbimle seni kucaklıyor, olduğun gibi kabul ediyor, seni can kulağıyla dinlemek için sabırsızlanıyor ve şu anda benim için ne kadar değerli olduğunu gülen gözlerimle sana bir kez daha hissettiriyorum.      Anlıyorum, bu sana artık oldukça yabancı geliyor. Belki de komik buluyorsun. Ama inan bana buradan bakarsan eğer, gün boyunca sana sorulan "nasılsın"lar ve senin verdiğin karşılık olan iki i'li "iyii, sen?"ler o kadar samimiyetsiz, o kadar sıradan ve bir o kadar vahim duruyor ki... Anlıyorum, hayat seni yoruyor. Yalnızca kendine odaklanmak istiyorsun. Bu hayatın yükünü bir tek sen taşıyorsun. Sen en iyisisin, mükemmel olan sensin. Etrafındaki her şeyi de seni bir adım ileri taşıyan basamaklar olarak görüyorsun...

Birden Anlayamazsın...

Bazen susarsın kelimeler düğümlenir çıkamazlar dışarı. Bazen bakarsın gözyaşları kurur ağlayamazsın. Ve bazen bir an gelir karşısında durur öylece bakakalırsın, sarılasın gelir içinden kolun gitmez birden. O da aynı şeyi hissediyordur aslında ama sen bunun farkına varamazsın. O da senin farkına varmaz. Ve bu bir saniyelik hisler bitiriverir yılları. O zaman iki şey kalır yapacak. Ya kafanı çevirir gidersin. Ya da kollarını zorlayarak kenetlersin onun boynuna…

Sadece

Geçen yolda yürürken karşı kaldırımda biri düştü. Yanından geçen insanlar o kadar umursamazlardı ki sanki çok normal bir şeymiş gibi adamın yanından geçtiler. Ben karşı kaldırımda olduğum için bir şey yapamadım. Adam şöyle bir kendine geldi, elleriyle yere sımsıkı tutundu ve kalktı. Dizi kanıyordu, pantolonunda kan lekesi oluşmuştu. Sendeleyerek yürüdü tekrar düşecekti ki irkildi birden. Kravatını gevşetti, başı dönüyor gibiydi, önümüzden bir sürü araba geçiyordu, yanımızdan bir sürü insan ama hiç biri adama yardım etmiyordu. Adam yere serildi, insanlar adamın üstüne basmadan yanından geçiyorlardı. Sanki cansız bir varlık gibiydi. Arabalardan dolayı karşıya geçemedim, baktım, görüyordum ama bir şey yapamıyordum, dualar ediyordum ayağa kalksın diye biri ona yardım etsin diye dualar ediyordum. Tekrar arabalar seyrekleşti ve bu sefer burnu da kanıyordu ama o hayatta kalmakta direniyordu. Yine kalkmıştı ayağa, sendeleye sendeleye yürümeye devam ediyordu. İnsanlar ona sadece bakıyordu. Ben ...