Ana içeriğe atla

Teşhircilik

        Teşhircilik mi değersizlik mi? Şöyle bir bakın isterseniz etrafınıza. Haydi, rica ediyorum telefonlarınız da hazır elinizdeyken kaydırın bakalım ekranları. Var olma, "ben buradayım işte görün" çabasını görün. Yeni kıyafetler, yeni yemek tarifleri, keşfedilecek restoranlar, tebrik bekleyen evlilikler, hoşgeldin denecek bebekler, hayırlanacak mezuniyetler, kutsanacak ibadetler, geçmiş olsun denecek hastalıklar ve daha nicesi...

        Gördünüz değil mi? Nasıl da sıradanlaşıyor ve aynılaşıyor var olma çabası insanoğlunun. İşin komik tarafı da hepsi kendini biricik zannediyor. Bir diğer komik taraf da ne biliyor musunuz? Eğer bu akışta yer almıyorsanız; unutulmaya ve değer görmemeye mahkûm ediliyorsunuz.
T        eknoliji çağında yaşıyoruz. İstesek birbirimizin şeceresine tek bir tıkla ulaşacak imkânlara sahibiz. İşte sorun da burada başlıyor, diye düşünüyorum. Kolaylık değersizliği de beraberinde getiriyor. Nasıl olsa haber alacağım, nasıl olsa bilgim olacak, nasıl olsa biri paylaşacak, nasıl olsa, nasıl olsa...
        Nasıl olsalara kaldıysa ilişkiler, nasıl olsalarla değer verdiğimizi sanıyorsak: üzgünüm, yapay ve soğuk bu teraryumun içinde hapsolmayı göze alıyoruz demektir.
Kendini ne kadar çok teşhir edersen o kadar çok ilgi ve değer görüyorsan kusura bakmayın, ben bu dünyaya ait değilim. Benim dünyamda minicik bir yere not edilmiş özel günler, buzdolabına yapıştırılan "Çöpü dışarı çıkarmayı, UNUTMA!" notları var. Evet, komik gelecek bu size, farkındayım. Çöpe bile değer verebilmek. Galiba aramızdaki büyük fark bu.
        Ben sizlerin maddeci dünyanızda yaşamayı son nefesime kadar reddedeceğim. Yaşam alanımı kirleten, kokutan ne varsa da siyah bir poşete koyup uzaklaştıracağım. Ama bunu öyle güzel yapacağım ki, çöpler sanki hayatlarının en güzel yolculuğuna çıktıklarını zannedecekler. Her birini ayrı bir özenle koyacağım poşete.
        Ama size naçizane minicik bir tavsiye vermek isterim. YAŞAMAKTAN KORKMAYIN: duygularınızı ifade edin, sevmediğiniz şeylere katlanmayın, saygı duyun, değer verin. Kısacası, benliğinizde saklı olan insan olmayı unutmayın. O teraryumun içerisinde taşlaşmış kalplerinize nefes aldırın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÖYLESİNE

       "Nasılsın?"      Hayır öylesine geçiştirmelik bir şekilde sormuyorum. Nasıl olduğunu, ne hissettiğini, şu anda hayatında nelerle uğraştığını, nelerin seni zorladığını, nelerinse seni çok mutlu ettiğini merak ediyorum; tüm kalbimle seni kucaklıyor, olduğun gibi kabul ediyor, seni can kulağıyla dinlemek için sabırsızlanıyor ve şu anda benim için ne kadar değerli olduğunu gülen gözlerimle sana bir kez daha hissettiriyorum.      Anlıyorum, bu sana artık oldukça yabancı geliyor. Belki de komik buluyorsun. Ama inan bana buradan bakarsan eğer, gün boyunca sana sorulan "nasılsın"lar ve senin verdiğin karşılık olan iki i'li "iyii, sen?"ler o kadar samimiyetsiz, o kadar sıradan ve bir o kadar vahim duruyor ki... Anlıyorum, hayat seni yoruyor. Yalnızca kendine odaklanmak istiyorsun. Bu hayatın yükünü bir tek sen taşıyorsun. Sen en iyisisin, mükemmel olan sensin. Etrafındaki her şeyi de seni bir adım ileri taşıyan basamaklar olarak görüyorsun...

Birden Anlayamazsın...

Bazen susarsın kelimeler düğümlenir çıkamazlar dışarı. Bazen bakarsın gözyaşları kurur ağlayamazsın. Ve bazen bir an gelir karşısında durur öylece bakakalırsın, sarılasın gelir içinden kolun gitmez birden. O da aynı şeyi hissediyordur aslında ama sen bunun farkına varamazsın. O da senin farkına varmaz. Ve bu bir saniyelik hisler bitiriverir yılları. O zaman iki şey kalır yapacak. Ya kafanı çevirir gidersin. Ya da kollarını zorlayarak kenetlersin onun boynuna…

Sadece

Geçen yolda yürürken karşı kaldırımda biri düştü. Yanından geçen insanlar o kadar umursamazlardı ki sanki çok normal bir şeymiş gibi adamın yanından geçtiler. Ben karşı kaldırımda olduğum için bir şey yapamadım. Adam şöyle bir kendine geldi, elleriyle yere sımsıkı tutundu ve kalktı. Dizi kanıyordu, pantolonunda kan lekesi oluşmuştu. Sendeleyerek yürüdü tekrar düşecekti ki irkildi birden. Kravatını gevşetti, başı dönüyor gibiydi, önümüzden bir sürü araba geçiyordu, yanımızdan bir sürü insan ama hiç biri adama yardım etmiyordu. Adam yere serildi, insanlar adamın üstüne basmadan yanından geçiyorlardı. Sanki cansız bir varlık gibiydi. Arabalardan dolayı karşıya geçemedim, baktım, görüyordum ama bir şey yapamıyordum, dualar ediyordum ayağa kalksın diye biri ona yardım etsin diye dualar ediyordum. Tekrar arabalar seyrekleşti ve bu sefer burnu da kanıyordu ama o hayatta kalmakta direniyordu. Yine kalkmıştı ayağa, sendeleye sendeleye yürümeye devam ediyordu. İnsanlar ona sadece bakıyordu. Ben ...